Gözden kaçırmayın

TEHLİKE BÜYÜYOR VE SAVAŞ BORULARI ÖTÜYOR      MERAKLA BEKLENEN EMMY ÖDÜLLÜ DİZİ ‘AHSOKA’, 20 OCAK 2027’DE   2. SEZONUYLA DISNEY+’A GERİ DÖNÜYOR!TEHLİKE BÜYÜYOR VE SAVAŞ BORULARI ÖTÜYOR MERAKLA BEKLENEN EMMY ÖDÜLLÜ DİZİ ‘AHSOKA’, 20 OCAK 2027’DE 2. SEZONUYLA DISNEY+’A GERİ DÖNÜYOR!

Marmara Depreminin 27. Yılında Değişmeyen Gerçek: Deprem Riski Biliniyor Ancak Yapı

Stoku Hâlâ Belirsiz!

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun, 17 Ağustos depreminin yıl dönümü

nedeniyle yaptığı, 17 Ağustos 2026 tarihli basın açıklaması.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 27. yılında, depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı

bir kez daha saygıyla anıyoruz.

17 Ağustos 1999 Depremi, tarihimizin en sarsıcı, en can yakıcı afetlerinden biri olmasının yanı

sıra, Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği, depremlere yaklaşımın ve afet politikalarının

yeniden ele alınmasının zorunlu hale geldiği bir dönüm noktası oldu. Büyük can ve mal

kayıplarına yol açan Marmara Depremi, depremin kendisinin değil, gerekli önlemler

alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açan yapı üretimi ve kentleşme anlayışının asıl sorun

olduğunu açıkça ortaya koydu.

Elbette aradan geçen 27 yıl, ülkemizin deprem gerçeğini değiştirmedi. Aksine, Türkiye'nin farklı

yapılması gerekenlerin yapılmadığını tekrar tekrar gördük.

Bugün artık soru depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman olacağı değildir. Asıl

yanıtlanması gereken soru şudur: ülkemizde yapıların birçoğunun riskli olduğunu, büyük bir

depremde yapı stokumuzun ağır darbe alacağını biliyoruz ama bu yapıların hangileri olduğunu

biliyor muyuz?

Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hålâ yeterli bir yanıt veremiyoruz.

Riskli Yapılar Olduğunu Biliyoruz, Ama Hangi Yapılar Riskli Bilmiyoruz

Türkiye'de milyonlarca yapının deprem açısından risk taşıdığı, en yetkili kurumların

açıklamalarında dahi ifade edilmektedir. Çevre, Şehircilik ve Iklim Değişikliği Bakanlığının

resmî açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğu,

bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında olduğu ve 2 milyon bağımsız bölümün acil olarak

dönüştürülmesi gerektiği belirtilmektedir. Istanbul'da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplam

1,5 milyon konutun ise dönüşmesi gerektiği de ifade edilmektedir.

Ancak riskin büyüklüğünü tahmin etmek ile riskin nerede olduğunu bilmek aynı şey değildir.

Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu, bu açıdan önemli bir tablo

ortaya koymaktadır. Rapora göre 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye

genelinde 30.007 yapı için riskli yapı tespiti yapılmıştır. Bu yapıların içerdiği toplam bağımsız

bölüm sayısı 194.381'dir; bunun 167.560'ı konut, 26.821'i işyeridir. Aynı yıl 11.940 riskli yapı

yıktırılmış, bu yapıların içerdiği 59.329 bağımsız bölüm yıkım kapsamına girmiştir.

Daha çarpıcı olan ise 2012 yılından 2025 yılı sonuna kadar oluşan kümülatif tablodur. Kentsel

Dönüşüm Başkanlığı verilerine göre bu dönemde 319.551 binada riskli yapı tespiti yapılmış,

bu yapıların içerdiği 1.272.863 bağımsız bölüm riskli olarak tespit edilmiştir. Aynı dönemde

291.144 binanın yıkımı gerçekleştirilmiş, yıkılan binalardaki toplam bağımsız bölüm sayısı

1.088.165 olmuştur.

Halihazırda 6 milyon bağımsız bölümün riskli olduğu tahmin ediliyorken aradan geçen 13 yılda

yalnızca 1 milyon civarı bağımsız bölümün yıkılmış olması, kat edilen mesafenin çok düşük

olduğunu göstermektedir. 13 yılda yıkılanın 6 katı kadar daha yapının yıkılması ya da

dönüştürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

1/3

Ülkemizin ihtiyacı, yalnızca riskli olduğu ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda tespit

edilen yapıların kayıt altına alınması değildir. Türkiye'nin bütün yapı stokunun bilimsel, güncel,

şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulmasıdır.

27 yıl önce milat kabul edilen 17 Ağustos'un ardından hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve

Eylem Planı'nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanması öngörülmüştü.

Ancak bugün hâlå bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterine sahip değiliz. Yıllardır dile

getirdiğimiz bu eksiklik, deprem riskinin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir.

Yapının Yaşı Kadar, Yapının Geçmişi De Önemlidir

Türkiye'de yapıların risk tahmini büyük ölçüde yapım yılına göre belirlenmektedir. Oysa yapının

güvenliği yalnızca binanın yapım yılı üzerinden değerlendirilemez. Bir binanın hangi

yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiği kadar, kullanım sürecinde

taşıyıcı sistemine herhangi bir müdahale yapılıp yapılmadığı da belirleyicidir.

Zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya

eklentiler yapılması, kullanım amacının değiştirilmesi ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatlar yapı

güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir. Buna rağmen yapıların kullanım sürecinde düzenli

ve sistematik bir teknik denetimden geçirilmemesi önemli bir güvenlik açığı yaratmaktadır.

Yeni Binalar Ne Kadar Güvenli?

Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi kadar, bugün inşa edilen yapıların geleceğin riskli

yapılarına dönüşmesini engellemek de zorunludur. Nitekim 6 Şubat depremlerinde yeni sayılan

bazı binaların da yıkılmış olması kamuoyunda endişeleri daha da artırmıştır.

Güvenli yapı üretimi; doğru zemin araştırmasından doğru projelendirmeye, nitelikli malzeme

ve uygulamadan etkin yapı denetimine kadar birbirini tamamlayan bütünlüklü bir mühendislik

sürecidir. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki eksiklik, yapı güvenliğini doğrudan etkiler.

Bu nedenle yapı denetiminin ticari bir faaliyet olarak değil, doğrudan kamusal yarar ve yaşam

hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak ele alınması, proje ve uygulama süreçlerinde

mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin ve gerçek anlamda

uygulanması, yapı denetiminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi ve yapı üretim sürecinin

bütün aşamalarının kamusal denetim altında olması zorunludur.

27 Yıl Sonra Artık Daha Fazla Beklemek istemiyoruz

17 Ağustos 1999'dan bu yana geçen 27 yıl, Türkiye'nin deprem gerçeğini anlaması için

fazlasıyla uzun bir süredir.

Bilim insanları uyardı, mühendisler uyardı, meslek odaları, üniversiteler ve daha nice kamu

kurumu onlarca rapor hazırladı. Meclis araştırma komisyonları sorunları ortaya koydu. Ancak

ne yazık ki yaşanan her büyük depremde, aynı gerçeklerle yeniden karşı karşıya kaldık.

Buna rağmen hâlâ milyonlarca riskli yapıdan söz ediyor, ancak bu yapıların hangileri olduğunu

bütünlüklü biçimde bilmiyoruz. Hâlâ kentsel dönüşümden söz ediyor, ancak dönüşümü riskin

en yüksek olduğu alanlardan başlatacak bütüncül ve şeffaf bir sistem kuramıyoruz. Hâlâ yeni

yapılar üretiyor, ancak yapı üretim ve denetim süreçlerindeki sorunları bütünüyle ortadan

kaldıramıyoruz.

2/3

TMMOB Inşaat Mühendisleri Odası olarak bir kez daha altını çizerek ifade ediyoruz:

* Türkiye'nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir

yapı envanteri derhal oluşturulmalıdır.

* Yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi

Sistemi kurulmalıdır.

* Riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçleri, riskin büyüklüğüne göre

önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmelidir.

* Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli yurttaşları

koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynakları sağlanmalıdır.

* Kentsel dönüşüm, rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent

ve bölge ölçeğinde bir planlama anlayışıyla yürütülmelidir.

* Yapıların kullanım sürecinde güvenliğinin izlenmesini sağlayacak periyodik yapı

kontrolü yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmelidir.

* Yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde

mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin biçimde verilmesi sağlanmalı, bunun için

meslek odalarıyla birlikte hareket edilmelidir.

17 Ağustos 1999'da yaşamını yitiren yurttaşlarımızı anmanın en anlamlı yolu, aynı acıların

yeniden yaşanmasını önlemek için vakit kaybetmeden harekete geçmektir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu